Genel Bilgiler
Üniversite Yönetimi
Akademik Birimler
İdari Birimler
Araştırma Merkezleri
Öğrenci Hizmetleri
Etkinlikler
Akademik Takvim
Duyurular
Bilgi ve Belgeler
Bilgi Edinme
Linkler
İletişim
Uluslararası İlişkiler Ofisi
Erasmus
ÇORUM
 


7.ULUSLARARASI HİTİTOLOJİ KONGRESİ(Teşekkür/Görüntüler)

Prof. Dr. Serdar KILIÇKAPLAN
Hitit Üniversitesi Rektörü

16 Mayıs 2007
Hitit Üniv. Fen Edebiyat Fak.
Konferans Salonu/Çorum

ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

19 Mayıs 1919 Türk ulusunun tüm onur ve asaleti ile Atatürk’ün önderliğinde tarih sahnesinde yeni bir şahlanışın başlangıcıdır. Tüm umutların tükenmeye başladığı bir dönemde Atatürk’ün; “Türk Ulusu bağımlı yaşamaktansa ölmek daha iyidir” söylemi ile Samsun’a çıkışı özgürlük ve bağımsızlık savaşanın da başlangıcı olmuştur. 19 Mayıs gerçekten Türk ulusal varlığının temeli ve Türk egemenliğinin onurlu duruşunun bir hareketidir. Bu hareket Türk ulusunun tam bir ulusal birlik içinde kutsal bir amaç uğruna el ele vererek tüm gücünü ortaya koymasının bir ifadesidir. Samsun’dan Havza’ya, Amasya’ya, Erzurum’a, Sivas’a, Ankara’ya ve ardından büyük zafere ve oradan da Cumhuriyet’e, Cumhuriyetten devrimlere, devrimlerden çağdaş uygarlığa geçiş hep bu hareketin heyecanı ve sonucudur. Türk ulusunun Ay Yıldızlı bayrağının Ankara kalesinde ve üç denizin mavi sularında tüm dünyadan görülebilecek bir onurla dalgalanması hep 19 Mayıs heyecanının kutlu sonucudur.

Atatürk, dahi bir asker ve bir devlet adamı olduğu kadar aynı zamanda kendi ideolojisini ortaya koyan ve bunu eylemleri, sözleri ve yazıları ile sağlığında güçlü bir biçimde kurmuş bir düşünürdür. O’nun ideolojisi daha 1919’dan da önceleri kafasında belirmişti. Önce yurdu işgalden kurtaracak ulusal bağımsızlığı sağlayacak, halk egemenliği ile toplumun yapısını temelden değiştirecektir. Laik sistemi kurup vicdan özgürlüğünü sağlayarak hukuk düzenini değiştirecek, eğitimde devrim yaparak düşüncede devrimi gerçekleştirecek, ekonomi alanında yeni bir sistem getirecek, ulusal ekonomiyi kuracak, dil ve tarih tezleri ile de Türk dilinin bağımsızlığını korumaya Türk ulusunun dünya ulusları arasındaki yerini belirlemeye çalışacaktır.

Bilindiği üzere 1914’de başlayan ve dört yıl süren dünya savaşı Osmanlı devletinin de içinde bulunduğu grubun yenilgisi ile sonuçlanmıştır. Savaşın sonunda Osmanlı devleti ile anlaşma devletleri arasında Mondros Savaş Bırakışması imzalanmış ve Anadolu işgale başlanmıştı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay’a, İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon’a, İtalyanlar Antalya’ya yerleşirler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girer. Türk yurdu parçalanmaya başlamış, ordular dağıtılmış, İstanbul boğazı işgal edilmiştir. Ülkenin bu zor günlerinde ve karanlık tablosunda Atatürk biran önce Anadolu’ya geçerek Türk halkıyla bütünleşip düşmana karşı bir özgürlük savaşı vermek ve bunun yanında ulusal egemenliğe dayalı kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurmak düşüncesindedir. Daha Samsun’a ayak basmadan İstanbul’dan ayrılmadan kafasında oluşturduğu karar bu olmuştur. Bu hedefine ulaşabilmek için de kendisine en yakın güç olarak Türk gençliğini görmüştür. Henüz Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan, kazanılacak bağımsızlık savaşı ve kurulacak demokrasi rejimi için başlıca güvenlik unsuru olarak gençliği ele almıştır. Atatürk 1919 öncesinin karanlık günlerinde Türk gençliğine son derece güvenmiş ve her şeye rağmen gerçek bir aydınlığa yürüdüklerine inandığını ve bu inancın kaynağının da sadece ülkesine duyduğu sonsuz sevgiden değil, o günün karanlıkları içinde sırf yurt ve gerçek tutkusu ile ışık serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğünü söylemektedir.

Atatürk zafer kazanılıp Cumhuriyet kurulduktan sonra da gençliğe verdiği önemi hep sürdürmüştür. O, gençliğin en zor durumlarda bile başarılı olacağına inanıyordu. Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmak görevini gençliğe verirken bu duygularını büyük bir söylev örneği olan “Gençliğe hitabe”sinde son derece veciz bir şekilde ortaya koymuştur.

Atatürk, gençlerin gerçeği, sevmesini, aramasını ve düşünmesinin önemini vurgulamıştır. Sorgulayan ve uğraş veren genç kendi potansiyelini yerinde ve zamanında doğru bir şekilde kullanırken toplumun sosyal ve kültürel zenginliklerine de katkıda bulunabilir. Uğraş verdiği, sanat, sportif çalışmalar, akademik çalışmalardan kendileri kadar toplum da yararlanır. O, yaşamın durmadan bir uğraş olduğunu bunun için de hep başarılı olmanın gerektiğini vurgulamıştır. Gençlerin ulusun yükselmesi için atılacak adımlarda kesinlikle bocalamamaları gerektiğini, tüm engelleri aşarak hedefe sağlam adımlarla ilerlemelerini söylemiştir. Kesin olarak ulaşılacağına inandığı o hedefin de en çağdaş ve kalkınmış bir ulus olarak toplumu yüceltmek ve ulusal kültürümüzü çağdaş ülkeler düzeyinin de üzerine çıkartmak olduğunu söylemektedir.

Atatürk kendisi de her zaman genç kalmış ve gençliği bir dinamizm olarak görmüştür. O, ulusal bağımsızlık savaşında diyaloga açık bir yöntemle oluşturduğu kadrosu içinde gençler ve genç düşünenler ile ülkenin kurtuluş sorununu tartışmış, onların değişik düşüncelerinden çağdaş bir sentezi kafasında oluşturmuştur. Aslında Ulusal bağımsızlık savaşının ön saflarında olanlar oldukça genç bir kadroyu oluşturuyordu. Atatürk Samsun’a çıktığında yükselmiş olduğu rütbelerine ve taşıdığı büyük sorumluluğa göre yaşça daha gençti 38 yaşında idi. Her şeyden önce düşünüş biçimi heyecanları ve enerjisi ile gençti. 42 yaşında cumhurbaşkanı olan Atatürk, tüm yaşantısı boyunca ve eserleri ile hep genç kalmıştır.

Atatürk iki büyük söylevinin sonunu gençliğe seslenerek bitirmiştir. Birincisi büyük zaferin ikinci yıl dönümünde Dumlupınar’da yaptığı tarihsel konuşmadır. Bu özlü konuşmasında kazanılması gereken yeni savaşın uygarlık savaşı olduğunu söyleyerek bu konuda gençliğe olan güvenini gençlerin ülkeyi arzu eden hedeflere ulaştıracaklarına olan inancını belirtmiştir. İkincisi ise büyük söylevdir. 1927 yılında okuduğu bu söylevini de gençliğe seslenerek bitirmiş Türkiye cumhuriyetini korumak ve savunmak görevini gençliğe bırakmıştır.

Bir toplumun en büyük güven kaynağı ve geleceğinin başlıca dayanağı hiç kuşkusuz o ülkenin gençliğidir. Bu gerçeği derinlemesine kavrayan Atatürk, gençliğin yetiştirilmesinin de önemini ve bunun da ilkelerini ortaya koymuştur. Onun bu direktifleri 1961 ve 1982 anayasalarına da yansımıştır. Anayasamız gençliğin korunması başlığı altında Cumhuriyetin ve geleceğimizin emanet edildiği gençlerin pozitif bilim ışığında Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü korumak ve savunmak amacı ile yetişmelerini ve gelişmelerini öngörerek, gençlerin kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korunmaları için önlemler alınmasını istemektedir. 2547 sayılı yüksek öğretim kanununda da yüksek öğretimin amacı özetle şöyle açıklanmaktadır;

Yüksek Öğretimin Amacı; öğrencilerini Atatürk devrimleri ve ilkeleri doğrultusunda Atatürk ulusçuluğuna bağlı Türk ulusunun ulusal ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın onurunu duyan toplumun çıkarını kişisel çıkarının üstünde tutan, ülke ve ulus sevgisi ile dolu Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen özgür ve bilimsel düşünce gücüne sahip, dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş hem yurt kalkınmasına katkıda bulunacak aynı zamanda kendi geçim ve mutluluğunu sağlayacak bir mesleğin bilgi, beceri davranış ve genel kültürüne sahip vatandaşlar olarak yetiştirmek.

Atatürk’ün 1937 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açarken verdiği söylevde ülke davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak kuşaktan kuşağa yaşatacak kişi ve kurumlar yaratmak görevini devlete ve üniversitelerimize verdiğini görmekteyiz. Gerçekte Atatürk’ün sözüne ettiği bu ideoloji O’nun beyan ve aksiyonlarından oluşan Atatürk ideolojisidir. Atatürk ideolojisinin dogmatik bir sisteme ve katı bir sisteme dayalı değil akıl ve bilim temeline ve ulusal egemenlik anlayışına dayalı modernleşme ideolojisi olarak adlandırılan bir ideoloji olduğuna inanıyoruz. Atatürkçülük tüm demokratik ve laik dünya görüşleri ile uyuşan bir ulusal modernleşme ideolojisidir. Üniversite gençliği toplumun en duyarlı ve en dinamik kesimimdir. Bu yüzden bu görevi yerine getirmekte en etkin güç olan gençliğin eğitimine de son derece önem vermek gerekir. Bizler de üniversite gençliğimizi bu ideolojisin temellerini oluşturan Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda Çağdaş, ülkesini seven, aklı ve bilimi öne alan, Türkiye Cumhuriyetinin Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk devleti nitelikleri ile savunan bireyler olarak yetiştirmeyi hedef alıyoruz.

Atatürk’e göre uygarlık yolunda başarı yenilikleri kavrayıp uygulamaya, yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşayışta ekonomik yaşayışta ilim ve fen alanında başarılı olabilmek için biricik ilerleme ve gelişme yolu budur. Bu yol aydınlık yoldur. Türk genci hem kendi ulusunun kültürel değerlerini özümseyecek, aynı zamanda da evrensel dünyanın çağdaş değerlerine açık olacaktır. Bu duygularla tüm gençlerimizin Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını Kutluyor, derslerinde ve tüm yaşantılarında mutluluklar diliyorum.