Öğretim Üyemizden Yeni Bir Probiyotik Ürün

11 Nisan 19

Son yıllarda tüm dünyanın üzerinde durduğu ve bilim dünyası tarafından da öneminin ön plana çıkarıldığı probiyotikler "kullanım bilincinin oluşturulması ve gerçek probiyotik farkındalığının oluşturulması" düşüncesinden yola çıkılarak Fakültemiz Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi, Tıbbi Mikrobiyolog Doç. Dr. Gülçin Alp Avcı'nın araştırma laboratuvarında ekibiyle birlikte yaptığı araştırmalar sonucunda birçok probiyotik üründen daha üstün özelliklere sahip ve katkı içermeyen yeni bir ürün geliştirildi.

Ulusal basına konuyla ilgili verdiği demeçte çevresel faktörlerin, beslenme, ilerleyen yaş ve en önemlisi stresin probiyotik floranın dengesinde bozukluklara sebep olduğunun altını çizen Doc. Dr. Gülçin Alp Avcı, bu bozukluklar nedeniyle hastalıklara daha çabuk yakalanma ya da hastalıkların tedavi edilmesi sırasında tedaviye cevapta önemli rol üstlendiğine dikkat çekerek, araştırmalarında doğru probiyotik mikroorganizmaların ortaya çıkarılması konusunda çalışmalar yaptıklarını bildirdi.

Dr. Avcı ve ekibi tarafından geliştirilen ürün probiyotik özelliklere sahip 4 farklı mikroorganizma ile D-vitamini içermektedir ve içeriğinde herhangi bir katkı maddesi bulunmamaktadır. Ayrıca Seçilen mikroorganizmalar viral etkenlerin meydana getirdiği bağırsak hücre harabiyetine rağmen hayatta kalmayı başarabilen ve etkilerini sürdürmeye çalışan bakterilerdir. 

Probiyotik mikroorganizmaları kullanırken sağlığa olan faydalarını ortaya koyabilmenin önemine işaret eden Doç. Dr. Avcı, "Probiyotik özelliklerini belirliyoruz ve en iyi olanlarını ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bu sebeple öncelikle insan orjinli olmasına dikkat ediyoruz ve bebeklerden sağlıklı ve üstün özelliklere sahip probiyotik mikroorganizmaları izole etmeye çalışıyoruz. İzole ettiğimiz probiyotikleri genelde ağızdan kullandığımız için mutlaka midenin asidine karşı daha dirençli olmasını, bağırsaktaki safraya daha toleranslı olmasını, bağırsak hücrelerine çok daha iyi tutunmalarını ve oradaki yaşamsal faaliyetlerine devam edebilmeleri için kötü bakterilerle mücadele edebilecek yetenekte olmalarını istiyoruz.

Bu kadarı yeterli mi tabi ki değil. Bizim bakterilerimizin artı avantajları olması gerekiyor ki bu mikroorganizmalar sağlığımıza faydalı katkılar sağlayabilsin. Sadece flora dengesi değil de sağlımıza yönelik de katkıları olmalı. Bağışıklık sistemimizin desteklenmesi, yiyeceklerin hazmının kolaylaştırılması, bazı vitaminlerin sentezlenmesi, hatta kolesterolünün düşürülmesi gibi pek çok fayda sağlayabilecek probiyotik mikroorganizmalar ortaya çıkarılmalıdır. Piyasada çok sayıda probiyotik ürün var. Ancak önemli olan probiyotik mikroorganizmaları kullanırken sağlığımıza olan faydalarını da ortaya koyabilmektir. Ülkemiz adına çok önemli bir adım atıldı ve Sağlık Bakanlığı desteğiyle "antibiyotik farkındalığı" ortaya çıkarıldı. İnsanlar bu konuda bilinçlenmeye başladı. Doğru probiyotiklerin doğru bir şekilde kullanımı ile antibiyotik kullanımı azaltılabilir diyerek çalışmalarımıza devam ediyoruz. Antibiyotik kullanımının az olduğu ülkelere baktığımızda probiyotik kullanımının önemini daha iyi anlayabiliriz" diye konuştu.

Geliştirdikleri probiyotiklerin piyasadaki formülasyonlardan farkları hakkında da açıklamalarda bulunan Avcı, “Piyasada probiyotikler gıda takviyesi olarak kapsül, tablet veya toz olarak bulunmaktadır, bu nedenle toplum tarafından ilaç gibi düşünülüp düzenli bir kullanımı olmadığı görülmektedir. Fakat geliştirilen ürün günlük tüketime uygun, raf ömrüne sahip, süt içerisinde geliştirilmiş bir ürün olacaktır. Toplumda probiyotik olarak yoğurt ve kefir gibi süt ürünlerinin kullanımı da mevcuttur. İnsanlar yoğurt ve kefirin probiyotik olup olmadığını sıklıkla soruyorlar. Yoğurt gerçek bir probiyotik değildir. Ancak iyi bakterileri içerir. Yoğurt içerisinde sıklıkla bulunan, artık insanların da aşina olduğu Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus iyi bakterilerdendir, mutlaka faydaları vardır. Kefir ise probiyotik olduğu söylenen ama maya ağırlıklı bir formülasyondur. Bu sebeple dikkatli kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin bünyesi bir değildir, herkesin bağırsak florası farklıdır. Ancak bunlar da bağışıklık sisteminin takviye edilmesinde önemli ajanlardır" ifadelerini kullandı.

Özellikle çocuklarda çok fazla salgınlar yapan viral etkenler nedeniyle gelişen diyare (ishal) sonucunda bağırsak florası ciddi bir şekilde bozulmaktadır. Bu konu ile ilgili çalışmalar da yürüten Doç. Dr. Avcı, şunları kaydetti: "Hastalıklı bir ortamda hayatta kalmayı başarabilen mikroorganizmalar eğer diğer probiyotik özelliklere de sahipse, bizim için çok değerlidir, üstün özellikli bir mikroorganizmadır. Bu mikroorganizmaların ortaya çıkarılması ve probiyotik ürünlerin içerisinde yer alması ana hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bizim elde ettiğimiz probiyotik ürün, zorlu koşullarda hayatta kalabilen, mide asidine ve safraya tolerans gösterebilen, bağırsak hücrelerine tutunmada birçok bakteriye göre daha başarılı olan, kolesterolün uzaklaştırılmasında rol oynayan probiyotik bakterileri içeren raf ömrü uzun bir süt ürünüdür. Bir raf ömrüne sahip olduğu içinde insanlar tarafından kullanımında devamlılığı olacağından bağırsaklarda probiyotik bakterilere önemli bir yer edindirilmesine imkan sağlayacaktır."

Doç. Dr. Avcı, son olarak kullanılan probiyotik ürünlerin ilaç olmadığını tekrar vurgulayarak, probiyotik ürünlerin sadece takviye edici gıda olarak kullanılması gerektiğini ve herhangi bir rahatsızlığı olan kişilerin mutlaka hekim kontrolünde kullanması gerektiğini sözlerine ekledi.

Hitit Üniversitesi Rektörlüğü
Kuzey Kampüsü Çevre Yolu Bulvarı 19030 Çorum